HDF Görüşler

HDF: Görüşler
HDF,
Herkese insan hakları;
Her yerde daha fazla demokrasi;
Herkese eşit haklar
mücadelesi veren sosyal demokrat bir örgüt olarak çalışmalarını hem içinde yaşadığımız ülkelere hem de geldiğimiz ve gönül bağımızın güçlü bir şekilde sürdüğü Türkiye’ye yönelik olarak sürdürmektedir.

HDF’NİN SOSYAL DEMOKRASİ ANLAYIŞI
HDF için
Sosyal adalet ve toplumsal dayanışma;
Bireylerin siyasal ve toplumsal yaşamda katılım ve karar hakkı;
Bireylerin eşitliği ve  yaşamlarını kendilerinin belirleme özgürlüğü;
Adil bir politikanın ve yaşanılır dünyanın temelidir.
 Bu nedenle de HDF sosyal demokrat bir örgüttür.
HDF katılımcıdır. Tüm toplumsal grupların, tüm bireylerin toplumsal ve politik yaşama eşit ve aktif katılımları, kararlara katılımları, eğitim ve meslek yaşamına katılım olanakları elde etmeleri vazgeçilmez bir hedeftir. Tüm bunlar kağıt üstünde kalmamalıdır. Tüm bireyler bu hak ve olanaklardan uygulamada da eşit olarak yararlanabilir duruma getirilmelidir.
HDF sosyal demokrasinin temel ilkelerine bağlıdır. Bunun anlamı:
•    HDF, özgürlükçü demokratik düzeni çalışmalarının vazgeçilmez önkoşulu olarak görür;
•    HDF, bireylerin kendisine ve topluma sorumluluk duyarak kendilerini özgürce geliştirebildikleri toplumun gerçekleştirilmesine katkıda bulunur;
•    HDF, özgürlük, adalet ve dayanışma ilkelerinin savunucusudur;
•    HDF, sosyal ve politik adaletsizliklerin ortaya çıkmasını engellemeye çalışır, sosyal ve politik sorunların çözümüne aktif katkıda bulunur.
Bu ilkeler HDF'nin dünya görüşünün temelini oluşturur ve HDF'nin çalışmalarının ana yönünü belirler.
HDF, her yerde demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini ödünsüz savunur. Özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesini ve işlemesi için mücadele eder.
HDF, herkesin dini görüşlerine saygı gösterir. Kişilerin inançlarından ve inançsızlıklarından dolayı baskı görmelerine, dışlanmalarına, ayrımcılığa uğramalarına ve dinin politikada araç yapılmasına karşı çıkar. Laikliği savunur. Laikliğin karşısındaki politik hareketlerle ve her türlü kökten dinci yaklaşımla mücadeleyi görev bilir.
HDF, insanların etnik kökenleri, dinleri, mezhepleri, inançları, anadilleri, kültürleri, cinsiyetleri, cinsel tercihleri, bedensel engelleri ve yaşlılıkları nedeniyle ayrımcılığa uğramalarına karşı çıkar. Her türlü ayrımcılığa karşı aktif mücadele eder.
Her türlü dinsel köktenci, faşist, ırkçı, terörist, darbeci, şiddete dayalı ve demokrasi karşıtı siyasi hareketlere karşı mücadele eder.
Türkiye’deki gelişmeleri yakından izlemek, bu gelişmelerde taraf olmak HDF’nin ikili konum anlayışı çerçevesinde Türkiye’deki sosyal demokrat hareket ve partilerle birlikte çalışmalar yapar. Demokratik kitle örgütleriyle eşitlik ve karşılıklı saygı kurallarına dayalı ilişki içinde bulunur. Türkiye’deki hükümetlerin dikkatlerini yurtdışındaki insanların sorunlarına çekici çalışmalar yapar.
HDF, içinde yaşadığımız toplumlarda da ortak geleceğimizi aktif biçimde şekillendirmek için çalışmalar yapar. Bunun için sosyal demokrat partilerle birlikte ve onların içinde çalışır. Bu çalışmaları teşvik eder.
HDF’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI:
TOPLUMSAL YAŞAMIN HER ALANINDA EŞİT HAK, EŞİT KONUM, EŞİT MUAMELE
HDF, göçmen politikasını kurulduğu günden bu yana temel çalışma alanlarından birisi olarak gördü. Genelinde göçmenlere toplumsal yaşamın her alanında eşit haklar, eşit konum, eşit muamele istemiyle kendini ifade eden Avrupa’daki Türk sosyal demokratlarının üst örgütü HDF'nin göçmen politikası, sosyal demokratların özgürlük, adalet, dayanışma, herkese insan hakları, her yerde demokrasi gibi temel ilkelerini gerçekleştirecek somut uygulama politikalarını içeriyor.
Almanya bir göç ülkesi. Türkiye’den Almanya’ya göçün 45. yılında güç de olsa, kelime oyunları ile ele alsalar da muhafazakar siyasi partiler bile Almanya’nın bir göç ülkesi olduğunu artık kabul ettiler. Toplumsal gerçekler onları göç gerçeğini kabul etmek zorunda bıraktı.
Almanya’ya göç klasik göç ülkelerinden farklılıklar gösteriyor. Son yıllarda Almanya’ya yılda yaklaşık 500.000 insan geliyor. Ama bu sayıya yakın göçmen de sürekli olarak ülkeyi terk ediyor.
Anayasal sığınma hakkı, ailelerin birleşme hakkı ve diğer ülkelerdeki Almanlar yoluyla sürekli yeni göçmenler bu ülkeye geliyorlar ve gelmeyi sürdürecekler. Almanya’nın önümüzdeki yıllarda da sistematik göç alacağı gerçeği konunun uzmanları ve bu alanda çalışan politikacıların üzerinde anlaştıkları konular. Almanya’nın nüfus yapısı yaşlanıyor. İş piyasaları ivedi olarak belirli niteliklere sahip yeni insanlara gereksinim duyuyor. Böylesi durumda yapılması gereken, bu gerçeklere uygun, gelen insanların haklarını güvence altına alan, göçmenlere bir gelecek perspektifi sunan ve ülke çıkarlarını gözeten düzenlemeleri yapmaktır.

HDF'nin toplumsal yaşamın her alanında eşit haklar, eşit konum, eşit muamele politikasının ana öğelerini,
•    Yasalar önünde eşitlik sağlanması; yani göçmenlerin yerlilerle eşit yasal haklara kavuşmaları ve bunların kağıt üzerine kalmaması ve uygulanması ;
•    Göçmenlerin bu ülkenin insanları olarak algılanarak devlet ve toplum tarafından eşit ve eşdeğer bireyler olarak kabul edilmesi ve bunun vurgulanması ;
•    Irkçılık ve etnik kökene dayalı ayrımcılıkla mücadele
oluşturuyor. Bu ilkelerin ışığında, yaşamın temel alanlarındaki sorunlarımızın çözümü için HDF’nin istemleri:

1. YASAL GÜVENCELER
•    Vatandaşlık Yasası’nda gerekli değişiklikler yapılmalı. Alman vatandaşlığına geçişte eski vatandaşlıktan çıkma koşulu kaldırılmalı ve çifte vatandaşlık hakkı tanınmalıdır.
•    Alman vatandaşlığının otomatik olarak kaybına yol açan yasa maddesi tümüyle kaldırılmalıdır.
•    Vatandaşlık dairelerinin çalışmaları hızlandırılmalıdır. İşlemleri en geç üç ay içinde sonuca ulaştırma zorunluluğu getirilmelidir.
•    Yerleşme izni almak için öngörülen Almanca bilgi düzeyi koşulu değiştirilerek, olabildiğince geniş kesimin güvenilir yasal statüye kavuşması olanaklı hale getirilmelidir.
•    Azınlıkların korunması, devletin öncelikli hedeflerinden birisi olarak anayasaya alınmalıdır.
•    Yerel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı, Avrupa Birliği dışından gelen göçmenlere de tanınmalıdır.
•    Aile birleşmesini engelleyen ve sınırlayan tüm düzenlemeler kaldırılmalıdır.

2. İŞ YAŞAMI
•    Göçmenler ve özellikle Türkler arasındaki işsizliği azaltacak şekilde özel önlemler alınmalı ve bu konuda projeler geliştirilmelidir. İşsizlik göçmenler arasında çok önemli boyutlara ulaşmış ve yaklaşık ülke ortalamasının iki katı düzeyindedir. Bu oran gençler arasında çok daha yüksektir.
•    Göçmenler için kamu işyerlerinde kota uygulamasına geçilmeli ve göçmenlerin kamu görevlerinde yer almaları özel önlemlerle özendirilmelidir. Kamu işyerlerinde yeni açılan veya boşalan işyerlerinin en az % 10‘u göçmenlere/göçmen kökenlilere ayrılmalıdır.
•    Göçmen işsizlere Almanca kursları için meslek eğitimi alabilecek düzeye ulaşmak gibi somut hedefler belirlenmeli, bu kurslar için kalite kriterleri tanımlanmalı ve kurslarda kalite kontrolü yapılmalıdır. Belirli bir kalite düzeyinin üzerine çıkmak bu kursların finansmanının önkoşulu olmalıdır.
•    İşe ve meslek eğitim yerlerine yerleştirilirken sık sık karşılaşılan aktif ve pasif ayrımcılığı engellemek için İş Ajansları içersinde bağımsız kişi ve kuruluşların da içinde yer alacağı “ayrımcılığı önleme ve çoğulculuğu teşvik büroları” kurulmalıdır.
•    Kendi işyerini kurmak isteyen göçmenler özendirilmeli ve desteklenmelidir.

3. EĞİTİM VE KÜLTÜR
•    Çocuk yuvaları, göçmen çocukların Almanca bilgilerini de geliştiren eğitim kurumları olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Eğitmenler bu göreve uygun olarak eğitilmelidir.
•    Tam gün yuva ve okul uygulaması, sosyal sorunlu bölgelerde hızla yaygınlaştırılmalıdır.
•    Göçmen çocukların okul bitirme başarılarının yükseltilmesi ve diploma alamadan okullarını terk edenlerin sayısının azaltılması için gerekli önlemler alınmalıdır.
•    Göçmen kökenli eğitmen ve öğretmen sayısını artırıcı çalışmalar yapılmalıdır.
•    Meslek eğitimi gören göçmen çocukların oranını artırıcı çalışmalar yapılmalıdır. Göçmen çocukların yeterli meslek eğitim yeri bulabilmeleri için kota uygulaması yapılmalıdır.
•    İslam Din Bilgisi dersleri okul eğitim programlarına entegre edilmeli, Müslüman çocuklara din bilgisi dersleri en geniş kesimin onaylayacağı şekilde çözüme kavuşturulmalıdır. Bu dersler zorunlu olmamalı, dini cemaatlere bırakılmamalıdır.
•    Türkçe anadili dersleri okul programlarına alınmalıdır. Türkçe 1. 2. ve 3. yabancı dil olarak ders programlarında sunulmalıdır. Almanya’da bu konuda uzman öğretmen yetiştirilmelidir. Gerektiğinde öğretmen gereksinimi Almanya dışından karşılanmalıdır.
•    Yetişkinlere Almanca kursları yaygınlaştırılmalıdır. Almanca kursları için kalite kriterleri tanımlanmalı, kurslarda bu kriterlere uyulması kontrol edilmelidir.
•    Göçmenlerin kendi kültürlerini geliştirmeleri için verilen devlet desteği artırılmalıdır.

4. IRKÇILIKLA MÜCADELE
•    Irkçılık ve yabancı düşmanlığıyla mücadele kararlı bir şekilde tüm yasal, politik, toplumsal alanlarda sürdürülmeli, ırkçılığa karşı gerekli önlemler derhal alınmalıdır.
•    Aşırı sağcı kuruluşlara, ırkçılığa, yabancı düşmanlığına, islamofobiye, antisemitizme karşı toplumun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi için kapsamlı ve uzun süreli bir kampanya başlatılmalı, bu alanda çalışan kuruluş ve projeler finanse edilmeli, bu akımlardan etkilenen insanların oluşturduğu kuruluşlar siyasi ve mali olarak desteklenmelidir.
•    Kin ve nefrete dayalı suçlar, ceza hukukunda daha açık tanımlanmalı, bu konuda caydırıcı cezalar getirilmelidir.

5. AYRIMCILIĞI ÖNLEME
•    Göçmenlerin etnik köken, dini inanç, kültürel kökenleri nedeniyle ayrımcılığa uğramalarının engellenmesi, ayrımcılık yapanların caydırıcı yasal yaptırımlarla karşılaşmaları için yürürlükteki yasalarda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Avrupa Birliği’nin bu konudaki yönetmeliği en kapsamlı bir şekilde yasaya tam anlamıyla yansıtılmalı, eksiklikler giderilmelidir.
•    Ayrımcılığı önleme alanındaki tüm yasal düzenlemeler ve ayrımcılıkla mücadele politikaları tüm ayrımcılığa uğrayan grupları içermelidir.
•    Ayrımcılığı önleme alanındaki tüm yasal düzenlemeler göçmen azınlık grupların toplumsal katılımını ve entegrasyonunu destekleyici önlemler de içermelidir.
•    Göçmen örgütlerine ayrımcılık durumunda dava açabilme hakkı tanınmalıdır.
•    Yasal düzenlemelerin yanında bir „ayrımcılığı önleme politikası“ uygulamaya konularak, başta kamu sektörü olmak üzere her alanda iş, mal ve hizmet dağıtımı konusunda ayrımcılığa maruz kalan azınlık gruplarını, kota ve buna benzer sistemler çerçevesinde daha fazla desteklemeli,  özendirmeli ve güçlendirmelidir.
•    Göçmen örgütlerine ayrımcı uygulamalara karşı dava açma hakkı tanınmalıdır.

6. GÖÇMEN ÖRGÜTLERİNİN DESTEKLENMESİ
•    Göçmenlerin öz örgütleri desteklenmeli, göçmenlere yönelik hizmetlerin özellikle bu kuruluşlar tarafından sunulmasına özen gösterilmelidir.
•    Bu kuruluşların artık bu ülkenin kurumları olduğu kabul edilmeli ve buna uygun olarak davranılmalıdır.

HDF’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI:
ALMAN VATANDAŞLIK YASASI GÜNÜN KOŞULLARINA UYARLANMALIDIR!

HDF, sosyal demokrat Türklerin çatı örgütü olarak yıllardır artık Almanya’da sürekli kalmaya karar vermiş tüm göçmenlere “yasalar önünde tam eşitlik elde etmek için”  Alman vatandaşlığına geçmeyi tavsiye etmiştir. Bugün de yeni yasadaki tüm olumsuzluklara rağmen Almanya’da sürekli kalmaya karar vermiş tüm göçmenlere Alman vatandaşlığına geçmeyi tavsiye etmektedir.
HDF’nin ve diğer göçmen kuruluşlarının yıllardır yaptıkları çalışmalar sonucu özellikle 90’lı yılların sonlarında Alman vatandaşlığına geçmek için yapılan başvuruların sayısı hızla artmıştır. Üstelik bu kuruluşlar bu çalışmayı devletten hiç bir para almadan ve göçmenlerle görevli kamu kuruluşlarının ciddi hiç bir çaba göstermedikleri bir ortamda yapmışlardır.
1990’lı yılların başvuru sayılarındaki gelişmeye göre başvuru sayısının her yıl % 20 - 30 oranında artması gerekirdi. Ama son yıllarda Alman vatandaşlığına geçiş için verilen dilekçelerin sayısında ciddi bir düşüş var.
HDF, 2000 yılında yürürlüğe giren yeni Vatandaşlık Yasası’na bir dizi eleştiri getirmektedir. Almanya’da yaşayan göçmenlerin büyük bir çoğunluğu artık yalnız istatistikler açısından yabancıdır. Bu insanların yaşam merkezleri Almanya’dır ve sürekli olarak bu ülkede kalmaya karar vermişlerdir. Bir çoğu burada doğmuştur ve 3 kuşaktır Almanya’da yaşıyorlar. Çoğunluğunun güvenceli oturma izinleri vardır ve gerek Almanya yasalarına göre gerekse Almanya’nın uluslararası yükümlülüklerine göre demokratik bir ortamda Almanya’dan çıkarılmalarına olanak yoktur. Burada yapılması gereken istatistiklerde yabancı gözüken ama Almanya’nın yerlisi olmuş bu insanlara hakettikleri yasal statünün verilmesidir.
HDF, Vatandaşlık Yasası’nın aşağıdaki özelliklere sahip olmasını talep etmektedir:
-    Vatandaşlığa geçebilecek insanların sayısını artırıcı koşullar içermeli;
-    Bürokrasiyi azaltmalı;
-    İnsanları eski vatandaşlıktan çıkmaya zorlamamalı;
-    Almanya’da doğan çocuklara ek koşul getirmeksizin Alman vatandaşlığının yolunu açmalı.
01.01.2000 tarihinde yürürlüğe giren yeni Vatandaşlık Yasası ve 07.04.2000 tarihinde karara bağlanan Yönetmelik bu özelliklerin çok uzağında olduğu gibi bir çok noktada eski yasanın bile gerisine düşmüş durumdadır.
Bu yasa, belirli koşullarda Almanya’da doğan çocukların doğuştan Alman vatandaşlığını almalarını sağlayarak, olumlu bir adım atmıştır. Bu yasadaki tek önemli olumlu düzenlemedir. Ancak yeni yasa bu çocuklara anayasa hukuku açısından tartışmalı olan 23 yaşında vatandaşlıklardan birisi için karar verme zorunluluğu gibi bir sınırlama koymaktan da kendisini alamamıştır.
Bu yasa, “yabancıların eski vatandaşlıktan çıkma” koşulunun kaldırılması istemine, bu olanağı hemen hemen tümüyle yasaklayarak yanıt vermiştir. Yönetmelikle tanımlanan istisna uygulamalarında da özellikle Türklerin hiç bir istisnadan yararlanmaması için her türlü düzenleme yapılmıştır.
Bu yasa, “yasadan yararlanabileceklerin kapsamı genişletilsin” istemine, kuşakları bölerek, 2. ve 3. kuşağın Alman vatandaşlığına geçişine eskisine göre daha ağırlaştırılmış dil sınavı öngörerek zorlaştırmıştır.
Bu yasa, vatandaşlığa geçeceklerin “demokratik anayasal düzene bağlılıkları” ile ilgili tartışmalı düzenlemeler getirerek, hepsini potansiyel demokrasi karşıtı gözüyle baktığını ortaya koymuştur. Almanya’da başka hiç bir idari işlemde böylesine “demokratik anayasal düzene bağlılık” kontrolü uygulaması yoktur.
Bu yasa, Almanya dışında yaşayan Alman vatandaşlarının konumunu kolaylaştırmaktan, onların istemlerine cevap vermekten de uzaktır.
Almanya bu yasayla Batı Avrupa’daki en karmaşık, en bürokratik, en seçkinci Vatandaşlık Yasasına sahip ülke hale gelmiştir.
HDF’nin talepleri:
Devletin olanaklarını kullanarak yapılan ve yapılacak propoganda kampanyalarının toplumsal gerçekleri ve yabancıların somut gereksinimlerini değiştirmesine olanak yoktur. Bu nedenle
1.    Vatandaşlık Yasası’nda öngörülen, anayasa hukuku ve uluslararası teamüller açıdan da tartışmalı olan, 23 yaşında vatandaşlıklardan birisini seçme zorunluğu kaldırılmalıdır. Bu gençlerin çifte vatandaşlığı kabul edilmelidir.
2.    Alman vatandaşlığına geçebilmek için eski vatandaşlıktan ayrılma zorunluluğu Avrupa Konseyi’ndeki eğilime uygun bir şekilde önkoşul olmaktan çıkarılmalıdır.
3.    Özellikle 1. ve 2. kuşak için sözlü basit Almanca bilgisi Alman Vatandaşlığına geçiş için yeterli olmalıdır.
4.    “Demokratik Anayasal düzene bağlılık” ile ilgili olarak yasallığı ve nesnelliği belirsiz bir uygulama kaldırılarak, hakkında mahkemece ağır suçtan mahkumiyet kararı olmayanlara Alman vatandaşlığına geçişte hiç bir zorluk çıkarılmamalıdır.
5.    Vatandaşlığın otomatik kaybına yol açan düzenlemeler tümüyle kaldırılmalıdır.

HDF’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI:
ALMANYA´DA GÖÇMENLERE GÜVENCELİ YASAL STATÜ VE GÖÇ YASASI

Federal Hükümet tarafından hazırlanan, Federal meclis ve Eyaletler Meclisi tarafından da onaylanan Göç Yasası, 2003 yılında yürürlüğe girerek,  değişik hedef gruplarına yönelik kapsamlı değişiklikler getirmiştir. Almanya’da yıllardır yaşayan, ikinci, üçüncü kuşakta olan göçmenler açısından bakıldığı zaman yasa daha önce geçerli olan “Yabancılar Yasası”nı yürürlükten kaldırmakta ve yeni düzenlemeler getirmektedir.
Bu yasanın Almanya’nın bir göç ülkesi olduğunu kabul etmesi olumlu bir gelişmedir. Ülkeye yeni gelen göçmenlere uyum kursları yoluyla bir dizi olanağın sunulması da olumlu bir gelişmedir. Ancak, bu olumluklara rağmen, Almanya’yı toplumsal ve siyasal olarak rahatlatacak atılım, muhafazakarların göçmenlerin istemlerini karşılayan her türlü düzenlemeyi reddeden yaklaşımları ve diğer kesimlerin de isteksizliği nedeniyle yapılamamıştır. Almanya tarihi fırsatlarından birisini kaçırmıştır.
Almanca Bilgisi: Göç Yasası, vatandaşlık yasasında olduğu gibi daha iyi yasal statüye ulaşmak için Almanca bilgisi koşullarını yükseltmektedir. Hiç kimse göçmenler Almanca öğrenmesinler diye bir talep getirmiyor. Bugüne değin, Almanca öğrenme olanakları geliştirilsin ve artırılsın diyenler, hep göçmenler ve göçmen kuruluşlarıydı. Şimdi Almanca kurslarıyla ilgili altyapıyı oluşturmadan, gerekli önlemleri almadan koşulların bu şekilde belirlenmesi, “biz göçmenlerin belirli kesimine güvenceli yasal statü vermeyeceğiz” demekten başka bir şey değildir. Bu yolu seçenler bu yöntemle yalnızca ve yalnızca toplumsal sorunları çözmedeki isteksizliklerini ve beceriksizliklerini göstermiş oluyorlar.
Çocukların Almanya’ya getirilmesi: Yeni göç yasasıyla göçmenlerin Almanya dışında yaşayan çocuklarını Almanya’ya getirme yaşının düşürülmesi de yasayı hazırlayanların ne derece kısıtlayıcı bir anlayışla soruna yaklaştıklarının güzel bir göstergesidir. Artık 80’li yıllarda değiliz. Almanya dışında çocuğu olan göçmen hemen hemen kalmadı. Göçmen çocukların büyük bir çoğunluğu Almanya doğumlu. Buna rağmen böyle bir düzenleme getirme gereksinmesi yasayı hazırlayanların anlayışını çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Velilerin yetkisinde ve anayasa güvencesinde olan bir hakkın “işin doğrusunu en iyi ben bilirim” anlayışıyla yeniden düzenlemesi, yasayı hazırlayanların hukuk devleti anlayışını ortaya koyuyor. HDF, bu olumsuz düzenlemeden çok az kişinin etkilendiğinin bilincindedir ve buna rağmen bu alanda bir kısıtlama getirilmesine karşı çıkmaktadır. Çünkü HDF’nin hukuk devleti anlayışı, herkesin hukukunu savunmak ilkesi üzerine kurulmuştur. Üstelik, yasayı hazırlayanların bu düzenlemeyi çocukların daha iyi Almanca öğrenmeleriyle açıklamaya çalışmaları ise tam bir mizah örneğidir. Bunu söyleyenler, sözlediklerinde ciddi olsalardı, göçmen çocukların Almanca düzeyleri ve okul durumları bugünkü olumsuz noktada olmazdı.
Almanya’da ülkede üç kuşaktır yaşayan göçmenler için yeni yasal çerçeveye gereklidir. Ancak bunun doğru mantık ve doğru ilkelerle yapılması gerekir. Artık göçmenlerin varlığının Almanya’daki yaşamda normal, olağan bir olgu haline gelmesi zorunludur. Bu hedefi sağlayamayan her yasal düzenleme toplumsal gerçeklerin dışındadır. Almanya’nın gündeminden sorunu çıkaramayacaktır.

HDF olarak istemlerimiz:
-    İnsanların güvenceli yasal konumlara ulaşmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır!
-    Az sayıda insan için bile olsa, hukuk ve adalet ilkeleri çiğnenmemeli ve çocukların Almanya’ya gelişleri –Avrupa Birliği’nin de öngördüğü gibi- 18 yaşa kadar olanaklı olmalıdır!
-    Aile birleşimini engelleyici engeller kaldırılmalı, bu konuda sürekli yeni tartışmalar açılmamalıdır.
-    Uyum kursları çerçevesinde katılanlara kurs sonunda meslek eğitim sistemine katılacak düzeyde Almanca öğretilmesi hedeflenmelidir.
-    Uyum ve Almanca kursları için somut kalite kriterleri tanımlanmalı, kurs veren kuruluşlara bu kriterlere göre sürekli kalite kontrolü yapılmalıdır!
-    Almanya’da doğup, büyüyenler için sınırdışı uygulaması kaldırılmalıdır!

HDF’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI:
POLİTİK KATILIM

Türk göçmenlerin Almanya’ya gelmeye başlamalarından bu yana 50 yıl geçti. Her ne kadar zorlaştırıcı düzenlemeler olsa da Alman vatandaşlığına geçen Türklerin sayısı bir milyonu buldu. Bu sayı her yıl artıyor ve artmaya da devam edecek.
Alman vatandaşlığına geçiş, yasalar önünde eşit haklar açısından çok önemliyse de Türk kökenli insanların kökenlerinden kaynaklanan sorunlar bitmiyor. Siyasetin bu alanlarda gerekli kararları alıp, uygulamaya sokması gerekiyor. Bu nedenle Alman vatandaşlığına geçenlere hem önemli görevler düşüyor. Onlar aynı zamanda önemli bir güce de sahipler. Onlar seçmen ve üstelik göçmenler genelde büyük kentlerde ve belirli bölgelerde yoğun bir biçimde yaşadıklarından stratejik öneme sahip seçmenler. Çünkü bu yerleşim birimlerindeki bir çok yerleşim biriminde az sayıda oy seçim sonuçlarını belirliyor. Bu nedenle politik katılıma, siyaseti yönlendirmeye, siyasette ve siyasi partilerde söz hakkı sahibi olmaya özel bir önem vermemiz gerekiyor.
-    Bugün Almanya’da seçilerek çeşitli düzeylerde yerel, eyalet ve federal parlamentolarda görev yapan Türk kökenli sayısı çok sayıda politikacı var. Bu bizim toplam nüfusu oranımıza göre çok düşük. Önümüzdeki dönemde yapılacak seçimlerde bu sayının çok daha artması için çaba gösterilmelidir.
-    Göçmenlerin yoğun yaşadığı bölgelerde adaylara kökeninden bağımsız göçmenlerle ilgili konularda ne yapacakları konusunun bundan sonra daha yoğun gündeme getirilmeli ve somut talepler belirlenmelidir.
-    Siyasi parti içi çalışmalarda ve seçim kampanyalarında aktif görevler alınmalıdır.

HDF’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI:
ALMANYA’DA AYRIMCILIKLA MÜCADELE

HDF, ırkçılığa karşı mücadeledeki önemli araçlardan birisi olarak da gördüğü „Ayrımcılığı Önleme Politikalarının“ en kısa zamanda gerçekleştirilmesi gerektiği düşüncesindedir. Bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin 29 haziran 2000 tarihli „Irk ve Etnik Köken Farkı Gözetmeksizin Eşit Davranma İlkesini Uygulama Yönetmeliğinin“ tüm ilkeleri Almanya’da bir önce uygulamaya sokulması gereklidir. HDF, bu çerçevede 1988 ve 1992 yılı HDF Genel Kurullarında ayrımcılığın önlenmesiyle ilgili alınan kararlarda belirtilen ilkelerin özellikle gerçekleşmesi için çalışmaların yoğunlaştırılmasını istemektedir. Almanya’da yürürlüğe sokulan “AGG-Eşit Muamele Yasası / Ayrımcılığı Önleme Yasası” doğru yönde ama yetersiz bir adımdır. HDF, bu yasanın düzenlemelerinin Avrupa Birliği ilkelerine uyumlu hale getirilmesini ve Almanya’da göçmenlerin sorunlarını göz önüne alarak modernize edilmesini talep etmektedir.
İnsanların ırk, etnik köken, din, cinsiyet, yaşlılık, bedensel engellilik, cinsel tercih nedeniyle ayrımcılığa uğramalarının engellenmesi genel politika olarak benimsenmeli, bu politikaların gerekleri her düzeyde yerine getirilmelidir.
Göçmenler açısından büyük önem taşıyan bu etnik kökenden dolayı ayrımcılığın önlenmesi ile ilgili yasal düzenlemeler, pozitif aksiyonlarla yani özendirici önlemlerle ve pozitif ayrımcılıkla yani kota uygulamaları, kontenjan öngörülmesi gibi yöntemlerle desteklenmelidir.

Özellikle sivil toplum örgütlerinin müdahale etme ve dava açabilme olanakları yaratılmalıdır.
HDF'nin kanısına göre ayrımcılığı önleme hedefiyle yapılacak yasal düzenleme aşağıda değinilen noktaları içermelidir:
•    Yasal düzenlemelerin yanında bir ayrımcılığı önleme politikası uygulamaya konularak, başta kamu sektörü olmak üzere her alanda iş, mal ve hizmet dağıtımı konusunda ayrımcılığa maruz kalan azınlık gruplarını, kota ve buna benzer sistemler çerçevesinde daha fazla desteklemeli ve özendirmeli, güçlendirmelidir.
•    Ayrımcılığı önleme alanındaki tüm yasal düzenlemeler ve ayrımcılıkla mücadele politikaları tüm ayrımcılığa uğrayan grupları ve ayrımcılık özelliklerini içermelidir.
•    Ayrımcılığı önleme alanındaki tüm yasal düzenlemeler göçmen azınlık grupların toplumsal katılımını ve entegrasyonunu destekleyici önlemler de içermelidir.
•    Ayrımcılıktan etkilenen grup ve kişileri temsil eden örgütlere bu arada göçmen örgütlerine de ayrımcı uygulamaya karşı yasal yollara başvurma olanağı tanınmalıdır.
•    Ayrımcılığı önleme yasası çerçevesindeki uygulamaları yürütecek ve, kontrol edecek özerk bir kuruluş/daire oluşturulmalıdır.
•    Bu daireler ayrımcılıkla ilgili yıllık gelişmeleri raporlar halinde kamuoyuna açıklamalıdır.
Ayrıca Ayrımcılığı Önleme Yasası, tüm Avrupa Birliği ülkelerinde tek bir yasa şeklinde uygulanması ve Avrupa Birliği bünyesinde yaşayan herkes için geçerli olması için çalışmalar yapılmalıdır. Avrupa Birliği düzeyinde yasanın uygulanabilmesi için, bir eşgüdüm görevlisi ve bunun yasal altyapısı oluşturulmalıdır.

HDF’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI:
IRKÇILIKLA SAVAŞIM

Belirli özellikleri kimi insanlara etnik kökenlerine göre öngörme şeklindeki bir anlayış olarak karşımıza çıkan ırkçılık, toplumda hak ve zenginlikleri yalnızca belirli gruplar için öngörerek haksızlıkları, eşitsizlikleri pekiştiren, çatışmacı, antidemokratik bir dünya görüşüdür. Irkçılık son yıllarda Avrupa’nın pek çok ülkesinde olduğu gibi Almanya’da da ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Almanya’da genelde yalnızca doğu eyaletlerindeki bir sorun olarak gösterilse de, tüm ülkeyi kapsayan, toplumun değişik katmanlarını saran bir tehlike haline gelmiştir. Irkçılık artık yalnızca aşırı sağcı kuruluşlarda görülen bir fenomen değildir. Irkçılığı artık değişik biçim ve yoğunlukta her toplumsal kesimde, her örgütlenmede bulmak olanaklıdır. Bazı sorumsuz politikacı ve partiler bu tehlikeli gelişmeyi daha da körüklemektedir.
HDF, sosyal demokrat bir kuruluş olarak tüm demokratik araç ve yöntemlerle böylesi eğilimlerle, ırkçılığın her çeşidiyle, insanları dışlayan ve belirli grupları sorunların nedeni gören, onları hedef durumuna getiren anlayışlara karşı mücadele vermektedir. Irkçılık aslında dayanışma içinde sosyal sorunlara ve sosyal haksızlıklara karşı ortak mücadele vermesi gereken toplumsal grupları bölmek ve parçalamak için yapay bir yaklaşımdır. HDF her türlü ırkçı, ayrımcı ve dışlayıcı yaklaşımlarla tüm olanaklarıyla mücadele etmeyi temel bir görev olarak görmektedir.
Bugün ırkçılık kimi çevrelerin iddia ettiği gibi sosyal bir sorun olmayıp, politik bir sorundur. Bu nedenle ırkçılığa karşı politik savaşım vermek gereklidir. HDF olarak tüm kişi ve kurumlarından beklentimiz ve istemimiz, ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı tavır almaları ve etkin bir mücadele vermeleridir.
Irkçı saldırılar karşısında bir dizi polisiye önlemin alınması gerekmektedir. Ancak sorunun salt polisiye önlemlerle çözülebileceğine inanmak, olayın boyutlarını görememektir. Bu saldırıların durdurulabilmesi için başta Federal Hükümet olmak üzere, demokratik partilerden, sendikalardan, din kuruluşlarından ve diğer toplumsal kuruluşlardan topluma güçlü ırkçılık karşıtı bir mesaj verilmelidir. Bu mesaj toplumun derinden etkilemelidir ve saldırganlara karşı caydırıcı olmalıdır. Bu aşamada Hükümet, partiler, sendikalar inandırıcı bir şekilde ırkçıların hedefi olan göçmenlerin yanında oldukları mesajını topluma verebilmeliler. İnandırıcı olabilmek ve tavırlarını kanıtlamak için hızla göçmenlerin sorunlarını çözecek somut adımları atmalıdırlar. Böylesi bir silkiniş gelmeksizin yalnızca polisiye önlemlerin başarıya ulaşma şansı yoktur.
Irkçılık gibi insanlık düşmanı ve insanlığın yüzkarası girişimleri geri püskürtmek için çözüm yolu
herkese insan hakları,
her yerde ve herkese daha fazla demokrasi
herkese eşit haklar sağlanmasıdır.
HDF, ırkçılıkla kalıcı olarak mücadele edebilmek için aşağıdaki önlemlerin alınmasını talep etmektedir:
•    Hükümet ve muhalefet partileri derhal bir araya gelerek, ırkçı saldırıların önüne geçmek ve göçmenlerin sorunlarına acil çözümler bulmak için bir zirve görüşmesi yapmalı, bir takvime bağlayarak somut kararlar almalıdır.
•    Irkçı, aşırı sağcı ve faşist partiler yasaklanmalı, yöneticileri derhal cezalandırılmalıdır. Irkçı saldırganlara karşı cezalar ağırlaştırılmalı, yargılanmaları en kısa zamanda tamamlanmalıdır.
•    İşyerlerinde ve kamuya açık yerlerde ırkçı ve yabancı düşmanı propaganda ve eylem yapanların işyeri ve iş güvencelerini sınırlayacak ve buralardan sağlanan sosyal hakları kısıtlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
•    Avrupa'daki ırkçı, yabancı düşmanı ve ayrımcı etkinlikleri ve saldırıları gözleyecek göçmen ve uluslararası hukukçuların da yer alacağı bir "gözlemleme komitesi" oluşturulmalıdır.
•    Medya kurumlarının göçmenlerle ilgili tek yanlı, taraflı, tahrik edici haber vermelerine, yerine göre ise kimi haberleri hiç vermeme uygulamalarına karşı yayınları izleyecek bir “medya gözlemleme komitesi” içinde göçmenler de yer alacak şekilde kurulmalıdır.
•    Irkçılıkla mücadelenin kalıcı bir şekilde sürdürülmesi için halkı bilgilendirici ve bilinçlendirici çalışmalara ağırlık verilmeli, bu alanda çalışan kuruluşlara politik ve mali destek verilmelidir.
•    Irkçılığa karşı bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları özellikle gençlere yönelik olarak okullarda yoğunlaştırılmalıdır.
•    Nefrete dayalı suçlar Ceza Yasası’nda açık bir şekilde tanımlanmalı, bu suçlara caydırıcı cezalar öngörülmelidir.

HDF ve EĞİTİM POLİTİKALARI

Göç politikasının önümüzdeki dönemde en önemli boyutlarından birisinin eğitim politikası alanındaki çalışmalar olmak zorundadır. Göçmenlerin toplumun en alt kesimini oluşturan, düşük ücretli işlerde çalışan, sık sık sosyal destek programlarına gereksinim duyan kesim olmalarını önlemenin yolu, eğitim alanında çok ciddi bir atağın yapılması, bunun bir kampanyaya dönüştürülmesidir. Bu girişimin başarısı başta göçmenler olmak üzere, tüm tarafların aktif bir biçimde katılımlarıyla olanaklıdır.
Eğitim alanındaki çalışmaların özünü, göçmen çocuklarının başta Almanca bilgilerindeki eksikliklerini en kısa zamanda gidererek, onlara en kısa zamanda varolan eğitim sistemine entegre etmek olmalıdır.
Çocuk yuvalarının altyapıları ve eğitmenlerin öğrenimleri göçmen çocuklarının Almanca dil yetenek ve bilgilerini geliştirecek, onları Alman eğitim sistemine en iyi şekilde hazırlayacak şekilde geliştirilmelidir.
Göçmen çocuklarının sorunlarına daha iyi eğilebilmek için göçmen kökenliler öğretmenlik mesleğine özendirilmelidir. Bu alandaki bürokratik engeller kaldırılmalıdır.
Bu alandaki çalışmaların bir boyutunu da Türk göçmenlerin kendi kültürlerini koruyabilmeleri için Alman eğitim sistemi içinde Türkçe öğrenme olanakları yaratılmalıdır. Türkçe okulların ders programına alınmalıdır. Türkçe birinci ve ikinci yabancı dil listelerine alınmalıdır. Almanya’da Türkçe dersi için ders materyali üretilmelidir. Almanya yüksek okullarında Türkçe ders öğretmeni yetiştirecek altyapı oluşturulmalıdır.
Genel ilkeler:
-    Eğitim çocuk yuvasından üniversiteye kadar kamu görevi olarak görülmeli, belirli kesimlerin kar hırsına teslim edilmemelidir.
-    Eğitimin her aşaması ücretsiz olmalıdır.
-    Eğitim sisteminde çocukların sosyal ve etnik kökenlerine göre dışlanmaları ve dezavantaja uğramaları  önlenmelidir.
Son zamanda bir kısım göçmenin Almanca bilgilerinin yetersizliği, eğitim alanındaki başarısızlıkları ve meslek geliştirme kurslarına az katılımları kamuoyunda yoğun tartışma konusu oldu.
HDF, bu sorunların büyük oranda bireylerin bilinçli tercih ve istemleri dışında, Almanca öğrenimi, eğitim ve meslek eğitimi alanındaki eksikliklerin bir sonucu olarak ortaya çıktığı inancındadır. Bu nedenle de sorunun çözümü için göçmenleri suçlamak yerine eksiklikleri giderici önlemlerin derhal alınması gerekmektedir. Bu alanda yapılması gerekenler başta HDF olmak üzere diğer göçmen kuruluşları ve konunun uzmanı kişiler tarafından yıllardır dile getiriliyor.
-    Uyum Kursları: Aile birleşmesi yoluyla Almanya’ya gelenlerin hızlı bir biçimde uyumlarının sağlanması için yoğun Almanca eğitimi ve Almanya’daki yaşamla ilgili temel bilgilerin verileceği “uyum kurslarının” yapılması yararlı olacaktır. Bu kurslara katılım zorunlu olmamalıdır. Katılımı artırmak için özendirici önlemler alınmalıdır.
-    İşsizlere Almanca Kursları: Uzun yıllardır Almanya’da yaşayan ve çalışma yaşamı içinde bulundukları için Almanca bilgilerini geliştirme olanağı bulamayanlar için işsiz kaldıkları dönemlerde meslek geliştirme kursları gibi Almanca kursları sunulmalıdır. Bu Almanca kursların hedefi katılımcıları meslek eğitimi yapabilecek düzeye getirmek olmalıdır.
-    Okullarda Daha İyi Eğitim: Eğitim sistemi içersinde gerekli reformlar yapılarak, göçmen çocukların hem Almanca bilgi eksikliklerini giderici hem de okul başarıları yükseltici önlemler derhal alınmalıdır.
Eğitim ve iş piyasası kurumları içinde gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Bu alanlardaki eksiklikler giderilmediği taktirde bunun sosyal ve ekonomik maliyeti gelecekte daha da yüksek olacak ve bu sorunların kimi parti ve politikacılarla sömürülmesinin sürdürülmesi Almanya’da yeni gerilimlere yol açacaktır.

HDF ve TÜRKİYE
NASIL BİR TÜRKİYE VE SOSYAL DEMOKRAT HAREKET İSTİYORUZ?

Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan bizlerin yaşam merkezi artık içinde yaşadığımız ülkeler. İnsanlarımızın önemli bir bölümü artık bu ülkelerin de vatandaşlığını aldı. Ancak bu insanların aynı zamanda Türkiye’ye çok kuvvetli gönül bağı var. Bir çoğunun Türkiye ile ilişkileri somut bağlarla sürüyor. Bu nedenle Türkiye, Türkiye'deki siyasi gelişmeler bir çok kişinin gündeminden düşmedi. HDF de Türkiye’yi yakından izliyor, Türkiye’nin daha iyi bir konuma gelmesi için düşünce üretiyor. Düşüncelerini yüksek sesle söylüyor. Türkiye´de aynı ilkeler için mücadele edenlere destek veriyor.

HDF
özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokrasiyi ve  demokratik, laik hukuk devletini tüm kurum ve kurallarıyla gerçekleştiren;
insanlar arasında etnik köken, dil, din, mezhep, cinsiyet farkı gözetmeyen, bu alandaki ayrımcılıkları sona erdiren;
ekonomisini sağlıklı bir yapıya kavuşturan;
ekonomik refahı, toplumsal adaleti ve her alanda fırsat eşitliğini en geniş halk kesimlerine yaygınlaştıran;
çağdaş gelişmişlik düzeyine ulaşarak, uluslararası toplumda onurlu ve saygın bir üye olarak yer almış;
toplumsal ve siyasal yaşamda her türlü şiddet kullanımını aşan;
Güneydoğu Anadolu’daki Kürt sorununu barış ve demokrasi içinde, şiddetin olmadığı bir ortamda çözen, bölgesel gelişmişlik farklılıkların en alt düzeye indiren;
her türlü gerici, totaliter, kaba kuvvete dayanan, şiddet kullanan, kökten dinci, dini inançları siyasette araç olarak kullanan toplumsal ve siyasal hareketlere karşı kararlı mücadele veren;

herkese insan hakları,
her yerde ve herkese daha fazla demokrasi
herkese eşit haklar

diyen bir Türkiye’yi arzu etmektedir. Bu nedenle HDF gelecekte de bu alanda çalışmalar yapacak, bu yönde çalışmalar yapan sosyal demokratlara destek verecektir.

HDF, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin ilkeli ve iki tarafın çıkarları arasında sağlıklı denge kurarak, hedefi Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği olan bir uyum sürecine girmesi gerektiğine inanmaktadır. HDF, bunu savundu, destekledi ve desteklemeye devam edecektir. HDF´nin desteklemeyeceği Türkiye’de çözüm üretmekten aciz kişilerin, “girelim Avrupa Birliğine, sorunlar ancak o zaman çözülebilir” diyen teslimiyetçi anlayışıdır.

HDF, Avrupa'da yaşayan sosyal demokrat Türklerin üst örgütü olarak Türkiye’de sağlıklı bir seçenek sunan, vatandaşın desteğini alan birlik ve bütünlük içinde bir sosyal demokrat hareket arzu ediyor. HDF sosyal demokrat hareket içinde "herkes aynı görüşte olsun" beklentisi içinde değildir. Doğal olarak bir sosyal demokrat hareketin içinde düşünsel çoğulculuk olacaktır. Tartışma olacaktır, arayış olacaktır. Ancak bu hareketin "ortak hedeflere birlikte, omuz omuza yürüme yeteneği" de olmak zorundadır. Tüm sosyal demokratlar bu hareketin içinde tasfiye korkusu olmadan rahatça çalışabilmelidir. Biz bu konularda ciddi eksiklikler olduğu düşüncesindeyiz. Sosyal demokrat hareketin birlik ve bütünlüğü sosyal demokratlar açısından öncelikli konulardan birisidir. HDF, kurulduğu günden beri olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’deki sosyal demokrat hareketle “eleştirisel dayanışma” içinde bulunmayı sürdürecektir.